HÜZÜN, KIRMIZI, OROSPU, KANIKSAMAK
Çok tutan blog yazmak istediğim için bazı bloglardan feyz aldım.
Kendimde de o ışığı gördüğüm için, taklit demeyelim de, esinlendiğim birkaç bloga benzer bir şeyler yazacağım.
Yalnız o değil de nasıl tuhaf bir insansam artık, bazen bazı insanların kafasını ısırmak istiyorum. (Yoo dostum yoo, fetiş değilim lütfen ekranınızın ayarlarıyla oynamayın.) Özellikle trafikteyken, saçma hareketler yaparak keskin zekalı olduğunu dünyaya ölümcül kaza riskleriyle anlatmaya çalışan şoförlerin kafalarını ısırmak istiyorum. Araçtan inip sakin adımlarla yanına gidip, elimle daireler çizmek suretiyle camı indirmesini rica edip, camdan içeri kafamı yeterli mesafeye kadar sokarak kafasını ısırıp aynı sakinlikle gelip aracıma binip uzaklaşmak istiyorum.
(Canım lütfen kapatma blogu, birazdan hüzünden, sarı sonbaharlardan falan bahsedeceğim, ama daha o kısma gelmedik.)
Bir de ev pislenmesin diye olay yeri inceleme ekiplerinin giydiği tulumlardan satın almak istiyorum ben. Yalnız yaşıyorum ve sürekli temizlik yapıyorum, hak reva değil, nerede satıldığını bilip de söylemeyenin ayak serçe parmağı masaya çarpsın. Viledanın tasarımcılarından da bir ricam olacak: Saç tellerini sürükleyen değil de viledanın içine alıp suya sokunca suya bırakan yeni bir tasarım yapmanız mümkün müdür acaba ? Eğer mümkün değilse gidip saçlarımı sıfıra vurdurmayı düşünüyorum da. Berberlerde böyle bir kavram var mı onu da merak ediyorum. Berberlere de soralım hazır soru cevap platformu oluşturmuşken : Ağbi (tasarımcıyla konuştuğumuz kadar kibar olmak zorunda değiliz, berber içimizden biri en nihayetinde) hiç gelip de “sıfıra vurun” diyen oluyor mu ? Oluyorsa bu isteğe karşılık nasıl çirkin meslek grubu cevapları geliştirdiniz ? “Şimdi hiç vurmayalım ne günahı var zavallı rakamın ya ehe he ehe” diyen meslektaşlarınız var mı ? Oldu teşekkürler.
(Ağlarken gece kollarımda, ben seni düşünüyor ve sensizliğin eğreti sessizliğini düşüncelerimdeki umutsuzlukla kol kola dans ederek kanıksıyordum. Nasıl ama ? Harika giriş yaptım değil mi ? Kapatma bak, fazlasını vaat ediyorum.)
Evlenenlere de ayar oluyorum zaten. Bir gün nikah dairesine gidip koşarak içeri girerek “ Durun ! Siz evlenemezsiniz ! Daha çok gençsiniz !” demek istiyorum. Gerçi evlenenlere uyuz olmam da kedinin ciğerle olan ilişkisine de benzemiyor değil ama sonuçta okulu bitiren de oyunda yeni level açılmış gibi de iştahla gidip evlenmesin arkadaş. Düğün var diye ben kilometrelerce yol yapmak, yeni kıyafetler almak/var olan kıyafetlerden uygununu seçmek, altın almak, “Ay darısı başına kızım!” kisvesi altında ezilmek vs. zorunda değilim. Zaten evlenemezsem en çok o taktığım altınların geri dönmemesine üzüleceğim. Tek tek belki çok sarsan bir şey değil ama 25 arkadaşın evlense şu anki altın fiyatlarına göre 2.500 lira yapıyor. 2.500 lirayla bir ömür geçinen aile var arkadaş.
(Orospu lalelerle hüzün kokan papatyalar dökerim yollarına, sen gieeeh arkadaş, içim çekildi resmen. Ne içiyorsunuz söyleyin ben de ondan içeyim.)
(Ya da söylemeyin vaz geçtim, ağlamalı blog yazmak için gidip bir sevgili bulayım da kendimi terk ettireyim.)
(Hayır o bir şey değil, hayat da üstüme üstüme gelmiyor.)
Öf parantezin içi de sıcak oldu.
Son olarak “site güvenliği” müessesesine de bok atayım da blogu kimse ağlamadan kapatalım: Sitenin sözüm ona güvenliği var, ve ben bir şey sormak için yaklaşık bir hafta kendilerini bulamadım. Bu adamlar keskin nişancı değilse bizleri nasıl koruyorlar merak etmiyor değilim, zira apartmanları izleyen kameraların görüntülendiği bilgisayar, benim 1 hafta boyunca girip çıkıp inle cinle selamlaştığım güvenlik kabininde duruyor.
(Dalgalarla bütünleştim yine, ne de güzel orospu hüzün kanıksardım seninle, kırmızı deniz yeşil yumurtalarla dans ederken…)
(Yandı devreler)
04 Nisan 2010 tarihinde sosyomat için yazılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder