Facebook'ta bir arkadaşım ya da onun başka arkadaşı tarafından çekilip etiketlenen bir fotoğrafta arkadan geçen/oturan bir insanı tanımak istiyorum ben. Yani "Aa amcam lan bu benim?!!??" demek istiyorum. Hatta mümkünse skandal yaratacak bir görüntü görmek istiyorum. "E o yanındaki yengem değil??" gibi. Ya da daha da abartarak "Amcamın öpüştüğü erkek mi lan?!?!" seviyesinde olursa daha da tatmin edici olur.
İş görüşmesinde görüşülen kişinin geveze olmamasını istiyorum ayrıca. "Hep ben anlattım biraz da siz kendinizden bahsedin ehe" deyip sonra ben başlayınca tekrar lafımı kesip iş yerindeki anılarından o an ilk aklına geleni anlatmaya başlayan adamlardan da nefret ediyorum. Hele kızının karısının fotoğrafını göstererek "Ah ne şeker şeylermiş!" dememi bekleyen adamlar toplama kampına toplansın istiyorum. Banane lan senin karından kızından ? Evinize temizliğe mi geleceğim, çocuğuna dadı olarak mı istihdam edeceksin, nedir?
Konuyla alakalı olarak iş görüşmesine de eşofmanla gitmek istiyorum. Hatta haşortmanla gitmek istiyorum, daha samimi.
Bir de evde mühendislik mesleğimden dolayı teknik danışman muamelesi görmek de istemiyorum. Az önce annem sehpanın camını kırmış, bana "bu camlar pahalı mıdır?" diye sordu. Normal bir insanın "Ben nereden bileyim, camcı mıyım ben?" diye cevap vermesi gerekirken ben "O camlar hem temperli hem de kenarları taşlı, o yüzden o boyutlardaki düz camların nereden baksan 2 3 katı fiyatına alırsın" dedim. Hadi neyse bu bir şov aslında bir açıdan, ama bazen tıkanıyorum. Bazen gerçekten bilmem gereken bir şeyi hatırlayamıyorum -ya da bilmiyorum. Ya da çok saçma sorular geliyor (-pilava ne kadar su koyayım? -sence bu halıdaki lekeyi nasıl çıkarabiliriz? -bu buzdolabındaki tıkırtı nereden geliyor olabilir? vs), akabinde "Sen ne biçim mühendissin yea" diye aşağılanıyorum.
Neyse şu an çok rahatladım, öpüyorum hepinizi gözlerinizden.
Naber gençler ?
Paranız felan var mı ?
21 Ocak 2011 Cuma
11 Ocak 2011 Salı
Köyümüze Dönelim Bu Ne Ya
Teknolojiden nefret ediyorum.
Her zaman değil tabii, bazen sadece.
Mesela annem çamaşırları as deyip gitti, çamaşır makinası bir saattir ötüyor, çamaşır bitti gel beni as diye, eskiden olsa "yeeaa anneaa unutmuşum yeaa" gibi yavşak yaklaşımlarla çamaşır asma işinden sıyırabiliyordum lakin şimdi öyle bir şansım kalmadı. Makina öyle bir ötüyor ki, şimdi alt komşu gelecek çamaşırı asayım diye, o derece.
Annem bir de press kahve makinası almış, ikide bir "kahve içer misin?" diye soruyor çünkü kahve yapmaya bayılıyor. Oyuncak kamyon alan bir çocuğun sürekli kamyonculuk oynamak istemesi gibi. İçimiz dışımız kahve oldu tabii, orası ayrı. Gerçi şimdi evde yok, gittim ben kendim kahve yaptım. Ablası evde olmayınca makyaj malzemelerini kullanan kızlar gibi.
Bir de çat çut fotoğraf çekenlerden nefret ediyorum. Eskiden 36lık poz vardı, kendisi de pahalıydı tab da pahalıydı, o yüzden sadece doğum günlerinde düğünlerde falan fotoğraf çekiyorduk. Şimdi herkesin elinde bir fotoğraf makinası, neymiş efendim, anı ölümsüzleştiriyorlarmış. Eh be canım kardeşim, ölümsüzleştirmediğin hiç bir an kalmadı ki, basit bir hesapla 3 saat birlikte geçirsek 10800 an yapar, sen çekmişsin 20000 fotoğraf ! Napacaksın, peş peşe ekleyip bu günü tekrar mı yaşayacaksın yani ?
Fütursuzca en iyisinden notebook alan bilgisayardan anlamayan insanlardan da nefret ediyorum. 16 çekirdekliymiş amcanın bilgisayarı ? Ne yapıyorsun amca sen o çekirdeklerle ? Tek çekirdek varken çok mu zorlanıyordun autocad çalıştırmakta, çözünürlük mü rahatsız ediyordu, kilitleniyor muydu bilgisayarın ? O aradaki çekirdek farkına verdiğin parayla git torunlarına hediye al amca, sana tek faydası kahvede hava atmak çünkü. Teknolojik olarak bir katkısı yok yani.
Halamın cep telefonu var, yaklaşık 55 yaşında hacı halamın telefonu ilahi ile çalıyor. (Ne zaman yanımızda telefonu çalsa, kuzenlerle birlikte aczimendi taklidi yapmaya başlıyoruz)
Neyse gideyim bir balyoz bulup şu makinayı kırayım, bir de çamaşırları asayım, siz de yazıma teknolojinin sözlük anlamıyla giriş yapmadığım için bana minnet edin, hadi bakayım.
Her zaman değil tabii, bazen sadece.
Mesela annem çamaşırları as deyip gitti, çamaşır makinası bir saattir ötüyor, çamaşır bitti gel beni as diye, eskiden olsa "yeeaa anneaa unutmuşum yeaa" gibi yavşak yaklaşımlarla çamaşır asma işinden sıyırabiliyordum lakin şimdi öyle bir şansım kalmadı. Makina öyle bir ötüyor ki, şimdi alt komşu gelecek çamaşırı asayım diye, o derece.
Annem bir de press kahve makinası almış, ikide bir "kahve içer misin?" diye soruyor çünkü kahve yapmaya bayılıyor. Oyuncak kamyon alan bir çocuğun sürekli kamyonculuk oynamak istemesi gibi. İçimiz dışımız kahve oldu tabii, orası ayrı. Gerçi şimdi evde yok, gittim ben kendim kahve yaptım. Ablası evde olmayınca makyaj malzemelerini kullanan kızlar gibi.
Bir de çat çut fotoğraf çekenlerden nefret ediyorum. Eskiden 36lık poz vardı, kendisi de pahalıydı tab da pahalıydı, o yüzden sadece doğum günlerinde düğünlerde falan fotoğraf çekiyorduk. Şimdi herkesin elinde bir fotoğraf makinası, neymiş efendim, anı ölümsüzleştiriyorlarmış. Eh be canım kardeşim, ölümsüzleştirmediğin hiç bir an kalmadı ki, basit bir hesapla 3 saat birlikte geçirsek 10800 an yapar, sen çekmişsin 20000 fotoğraf ! Napacaksın, peş peşe ekleyip bu günü tekrar mı yaşayacaksın yani ?
Fütursuzca en iyisinden notebook alan bilgisayardan anlamayan insanlardan da nefret ediyorum. 16 çekirdekliymiş amcanın bilgisayarı ? Ne yapıyorsun amca sen o çekirdeklerle ? Tek çekirdek varken çok mu zorlanıyordun autocad çalıştırmakta, çözünürlük mü rahatsız ediyordu, kilitleniyor muydu bilgisayarın ? O aradaki çekirdek farkına verdiğin parayla git torunlarına hediye al amca, sana tek faydası kahvede hava atmak çünkü. Teknolojik olarak bir katkısı yok yani.
Halamın cep telefonu var, yaklaşık 55 yaşında hacı halamın telefonu ilahi ile çalıyor. (Ne zaman yanımızda telefonu çalsa, kuzenlerle birlikte aczimendi taklidi yapmaya başlıyoruz)
Neyse gideyim bir balyoz bulup şu makinayı kırayım, bir de çamaşırları asayım, siz de yazıma teknolojinin sözlük anlamıyla giriş yapmadığım için bana minnet edin, hadi bakayım.
9 Ocak 2011 Pazar
Denyo Doğulmaz Denyo Olunur
Geçmişimizin en utanç verici taraflarından biri bence “beğenilen kötü espriler”dir. Döner dolaşır karşımıza çıkarlar. Tam espriyi patlatıp milleti kahkahadan yıldırmışken ortamda birisi çıkıp “Ya üstat sen geçen bir de şey demiştin ya, ölmüştük biz” deyip en kötü esprilerinizden seçmeceler yapar gibi sizi oracıkta yere yıkabilir.
Halbuki sizin boş bir anınıza gelip öylesine söylediğiniz, gelişine salladığınız bir espridir bu.
Ya da espriyi yaptığınızda çok küçük de olabilirsiniz. Eğer bu şık geçerli ise, o pis esprinizi bir türlü unutamayan, şüphesiz ki yakın akrabalarınızdan biridir.
10 yaş civarlarındayken ailece oturduğumuz yemek masasında kardeşim önüne yemek döküp babam da ona “düğme yaptın yine” deyince ben de “bu kez fermuar oldu baba” demiştim. Halbuki bundan sonraki hayatımı etkileyeceğini nereden bilebilirdim? Babamla annem gülme krizine girdiler. (Mizah anlayışı düşük bir aileyiz, yapabilecek bir şey yok, mukadderat.) Sonra eve gelen herkese konu açıldıkça anlattılar. Herkes ayrı güldü, “şakacı seni” diye sevdiler beni. Sonra da vay efendim bizim kız niye zevzek oldu... Eh olur tabi, vur kafasına “gerizekalı otur yemeğini ye, ne fermuarı!” de, ben de bileyim ki bu tip espriler aile camiasında prim yapmıyor.
Bir de ortaokuldayken söylediğim bir şeyi evde anlatma gafletinde bulunmuştum, o da yine onulmaz yaralarımdan. Hoca “Dilara senin ceketin nerede?” dedi bir arkadaşa, ben de “Hocam Dilara’nın ceketi şarjda siz onun kusuruna bakmayın.” dedim, hoca çok gülünce çok komik bir şey söyledim sanıp evde heyecanla anlattım. Hocam buradan size de seslenmek isterim, yarın birgün beni işten atarlarsa denyoluğum yüzünden, hoşunuza gidecek mi? Kusura bakmayın ama sizin de payınız büyük.
Neyse annemler – özellikle babam, kendilerinden geçtiler bunu duyunca. 9. dereceden akrabalarımıza ve 4 mahalle ötemize kadar anlattılar. Duyan amcalar teyzeler yarılıyor böyle, görseniz dünyaca ünlü komedyen gelmiş şov yapıyor sanırsınız.
İşte bu tip yersiz tatminlerden sonra zeka kendini geliştirmeyi bırakıyor bence. Daha sonra bakın nasıl bir insan olmuşum?
Bitirme tezimi hastaneler arası verimlilik ölçme yönünde yaptım. Ve kabaca “hastaları azaltarak verimliliği yükseltme” gibi bir şey önerdiğimi sunum yaparken ilgili slayt geldiğinde fark ettim.
Eski bir arkadaşıma giderken tam 3,5 saat 10 km’lik yerde arabayla 90 km falan yaptım. Tek sorunum karşı yola geçememiş olmamdı.
Bir gün yine aynı problemden kaynaklı, dalgınlıkla eski evime maksimum 10 km uzaklıkta bulunan otogardan ters yöne sapıp 30 km uzaklıktaki ilçeye kadar gittim.
Mail yoluyla iş başvurusu yaparken özgeçmişimi eklemediğimi fark ettim, tekrar mail atarken gmail beni uyardı “özgeçmişim ektedir dediniz ama ek yok?” diye. Bir mail sunucusundan bile daha denyoyum gördüğünüz üzere.
Bir gün şehirlerarası yolculuk yaparken yan yana iki otobüste de “İstanbul – 12:00” yazdığını fark edip, muavine artislik yapmak için “Bizim bineceğimizin hangisi olduğunu nasıl anlayacağız?” diye ukala ukala sordum, muavin de “O Nilüfer, bu Pamukkale, oradan anlayabilirsiniz” dedi. Kuyruğu sıkıştırıp bindim tabi, yolculuk boyunca su bile içmediğimi bahsetme gereği bile duymuyorum.
Ve bunların hepsi son 3 yıl içinde oldu, sadece çarpıcı olanları anlattım yoksa her gün bu tip şeyler yaşıyorum.
Dolayısıyla denyoluk genetik bir şey değil.
Her ne kadar dayımla babam eski zamanlarda sarhoşken birbirlerini bırakmak adına 3 saat iki evin arasında sürekli gidip gelseler de;
Kuzenlerimden birini diyafonda dilenciyle saatlerce sohbet ederken görsem de;
Küçük bir kasabada yaşayan amcamın, daha üniversiteye yeni başlamışken beni çok beğenen ev sahibinin oğluna alma isteklerine sırf ev kirasından kurtulabilmek için yandaş olmasına bir kaç ay katlansam da;
Almanya’dan tuvalet kağıdı getiren teyzeme “Bir tek aklını getirmeyi unutmuşsun.” diye çıkışan enişteme can-ı gönülden katılsam da;
Ameliyata girmeden narkozdan dili zor dönen dedemin, üstündeki metal eşyaları çıkartırken alyansı da alan ananeme “boş ol boş ol boş ol” diye üç kere zorla fısıldamasını duysam da yine de denyoluk genetik değil.
Hepsinin geçmişinin benimle aynı türde olduğunu düşünüyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)