Naber gençler ?

Naber gençler ?
Paranız felan var mı ?

19 Aralık 2010 Pazar

Masal Dinledik, Gerizekalı Olduk


Hışımla girenler için açıklama : "Taam sen gerizekalı değilsin aferim en birinci sensin"
(bkz : )

Biz ki; (ayet gibi başlamış olabilirim ama bi iddiam yok) zamane gençleri olarak sürekli kendimize ve birbirimize neden bu kadar gerizekalı olduğumuzu soran insanlarız, ben cevabı buldum arkadaş.
Hep birlikte görelim şimdi (ekran gösteren, patron benim tribindeki spiker karizması)

Hep çocukluğa inen psikologlar vardır ya, hay ben onların çocukluğumuza inen yerlerini öpeyim ya. Nasıl akıl ettin, biri mi söyledi kendin mi buldun demek istediğim insanlar bunlar. Ne varsa çocuklukla var arkadaş çünkü, ("nedir bu arkadaş tripleri, önce o el bi insin" arkadaşları blog dışına alalım, lütfen zorluk çıkarmayın)

Bizi masallar bu hale getirdi bence. Nasıl psikopatlıklar, nasıl inanılması güç saçmalıklar var o masallarda hay gözünü yidiğimin masal yazarları. Naptınız lan bize ? Adım adım ilerleyelim, zira toptan blog yazmakta başarısızım, maddelemeden olmuyo.
  • Kırmızı Başlıklı Kız


Biz bi kere büyükanneyi burda öğrendik bence. Bizde annneanne var, babaanne var, büyükanne neymiş aq gavur gibi. Hatırlıyorum kuzenle (o babane ben anane diyorum diye sorun yaşıyoduk) büyükanne diycez diye nasıl kasmıştık, saçlarımız beyazlamıştı resmen daha 6 7 yaşlarındayken.

Artı a annem sen o kurdu nasıl büyükannen sandın, gerizekalı mısın sen ?

Ben tanıdım, annem tanıdı (masalı okurken) mahalle tanıdı, sen nasıl tanımadın o kurdu ? Yok burnun niye büyük, yok kaşın niye kara, yok ağzın niye çemçük. Lan işte büyükannene benzeyen bi yanı yok ki kurdun, demek sen dedeni görsen gitçen sorcan, a benim büyükannem senin niye çükün var falan diye.

Hadi onu da geçtim, bu kurdun nasıl bir kapasitesi var ki, (ağız ve mide olarak) hem sen tüm tüm büyükanneyi de kırmızı başlıklı kızı da yut, midende kalsın, sonra da avcı gelsin de karnından ikisini de sağ salim çıkarsın ? Sana o dişleri karıya kıza hava at diye mi verdiler lan, boğulcan bak öyle çiğnemeden yutarsan.
  • Sindrella


Cicim o nasıl bir ayakkabı ki bi tek senin ayağına oluyor, senin ayağın 24 numara mı ? Hadi diyelim ki 24 numara, ulan prens, armut prens, sen eline aldın o ayakkabıyı, baktın 3-6 yaş grubu reyonlarında bulunan bi ayakkabı, hala ne diye kızın peşine düşersin ? Koca ülkeyi ayağı 24 numara olan bi kızı bulmak için mi topladın lan saraya ? Bu ne müsriflik ?!

Ayrıca ayağı 24 numara olan hatun 1.20 falandır. (Sonuçta P = m . A diye bi formül var) Napçaksın 1.20 hatunu, koskoca prenssin, al ordan at gibi bi kadın, süzülsün sarayda dimi ? Yok işte ille biz söylicez.
  • Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler

Şimdi hani avcı bunu ormana götürüyo da, kesmeye kıyamıyo da geyik mi ne avlıyo da onun kanını bunun gömleğine sürüyo da cadıya götürüyo ya... Nerde abicim o gömlek ? Siz bu kıyafetin üstüne gömlek yakıştırabiliyo musunuz ? Bildiğin tuvalet lan bu, üstüne gömlek mi giyilir ? Düşünsenize pamuk prenses evden çıkarken serin olcak diye oduncu gömleği giyiyo ?

Bi de camdan tabut olmaz arkadaşım, çoluğu çocuğu sokağa salıyoz biz oynasın diye, camın içinden ceset mi görsün savunmasız yavrucaklar...
  • Rapunzel


Ya arkadaşım gavur malı mı o, ne asılıyon öyle ? Saç lan o saç... Hayır bişey değil, çeke çeke hatunu düşürcen.

O değil de, onlar nasıl iniyo acaba, senelerdir düşündüm durdum bunu. Hadi saça tırmandık çıktık, buraya kadar rapunzelin sürekli öne doğru düşme tehlikesi yaşaması ve saç diplerindeki dayanılmaz sancıyı saymazsak problem yok. Sonra rapunzeli aşağı atıp saçını pervaza mı bağladın a prens, naptın söyle bana canını yidiğim ? Hadi diyelim ki çarşaf vardı düğmüklediniz falan, klasik film fantezisi, attınız aşagı indiniz... E rapunzel gerizekalı mı o niye daha önce öyle inmemiş ? Ya da daha da çirkini, prens ordan "Hayatım burda merdiven varmış, bakk!!" demesi... Ben rapunzel olsam, o an kendimi ıslak havluyla döverim, bana mısın da demem...
  • Hansellen Gratel

Bu çocuklar, genel anlamda çok gerizekalı olmalarına rağmen, aklıma bunlarla ilgili enteresan bir şey gelmedi.. Gerçi yaptıklarının hepsi saçmalık da, bütünü bozmuyo işte... Neyse napalım, kısmet...

İşte bunların ayırdına vardığımdan beri tüm masal yazarlarını bulup bulup öldürmeyi kendime iş edindim... 23 tanesini kendi çabamla buldum, ama geri kalanı için yardıma ihtiyacım var... Görenlerin kulkedisinindigeruveyablasi@hotmail.com adresine mail atmaları rica olunur.

En az ihbarda bulunanı mavi sakala vericez. Evet.

08 Eylül 2009 tarihinde sosyomat için yazılmıştır.

Ağır Sanayide Pornografik ÖğelerAğır Sanayide Pornografik Öğeler

Sanayi deyince bir kısmınızın gözünde asık suratla mavi tulumlarla hiç durmadan kaynak yapan insanlar, bir kısmınızın gözünde de gelir düzeyi düşük insanların sahip olduğu anlamsız neşeyle müzikalde gibi şarkı söyleyerek falan çalışan insanlar canlanıyor değil mi canlarım ?

Yani eminim daha farklı şeyler düşünenleriniz de vardır ama bu bence iki genel bakış açısı.
Misal sanayide çalışıyorum dediğimde beni de herkesin saniye kadar da olsa mavi tulumla yağ pas içinde hayal ettiğini biliyorum. İlle sanayi deyince kirlenicez ya.

Halbuki sanayi yeri geldiğinde çok ilginç ve çok eğlenceli bir yer olabiliyor. İlginç insanları, insanların doldurduğu formları ve acayip terimleriyle bir çok komedi filmine taş çıkartacak hale gelebiliyor. Siz de içinde olsanız siz de çok eğlenebilirsiniz.

Mesela bir gün işyeri hekiminiz sigaranın sağlığa zararlarıyla ilgili bir konferans verdikten sonra işçilerinizden birisi “Hocam, sigara için şeytanın dışkısından türemiştir diyorlar” diyebilir ve diğer işçiler güldükten sonra “Ne gülüyosunuz bu bilimsel olarak kanıtlanmış” diyebilir.
Ya da başka bir işçiniz üretim formuna matkabı yağlayarak çalıştığını “matkap her baskıda yalandı” yazarak ifade edebilir.

Veya bir işçinize verdiğiniz, fiyatı 1 lira olan iş gözlüğünü o işçi kırınca arkadaşları o gözlük çok pahalı diye korkutursa o işçiniz fabrikadan bir şey derler korkusuyla o gözlüğü dışarıda 25 liraya yaptırabilir.

Ya da kodaman müşterilerinizden birisi sizi çok sevdiğini dile getirmek için patronunuzun yanında “ben bu kızı yerim yeaaa” diyebilir. Siz de elinizi kolunuzu nereye koyacağınızı şaşırabilirsiniz. Halbuki adam 60 yaş civarındadır ve tek derdi sizi uyuz etmektir.

Tüm bunlar olabilir de, ben her sanayi çalışanının o terimlere nasıl alıştığını çok merak ediyorum açıkçası. Artık bana komik gelmiyo ama hazırlıksız yakalanınca yine de gülüyorum.
İlk işe başladığımda merak ettiğim terimler olmuştu, cahillik tabi, biraz düşünsen bulursun aslında. Ama ben onun yerine gidip –her çiçeği burnunda öğrenme heveslisi mühendis gibi- 2 ustaya sordum. “Usta, neye göre erkek dişi diyoruz biz bu kalıpların elemanlarına?” .. Bir süre sessizlik oldu tabi, sonra çıkıntı girinti hesabından bi şekilde anlattılar.

(işte bu resimde de gördüğünüz gibi çıkıntılı olan erkek -takdir edersiniz ki, içinde çukur olan mavi kısım da dişi, bakın siz benim gibi çile çekmeden öğrendiniz)

Sonra patron benim sorduğum bir soruya cevap verirken yi anlattı. Bu da kalıbın erkekle dişisinin hiç boşluk kalmadan birbiriyle örtüşmesi anlamına geliyo. Bence öpüşme diyerek çok kibar davranmışlar. Zira bizim Türklere kalsaydı buna isim bulma işi, kesinlikle bu böyle kalmazdı.

Neyse sonra bir gün toplantıda bir parçadaki hatanın giderilmesi için kalıpta yapılacak tadilat üzerinde tartışıyoruz, bizim ustalardan birinden şöyle bir ses yükseldi sessiz zamanda: .

Yani tamam bu terimlere çok alışığız, özellikle meme demediğimiz gün geçmiyo (harika kullanışlı bir kelimeymiş gerçekten) (Meme kelimesine sanayiciler sosyomattan daha alışık yani, gerçekten inanılmaz) ama dayanma sınırımız da bir yere kadar. Zaten öyle vurgulu söyledi ki sonra kendini şöyle düzeltti :

Yalama olmak diye bişey var mesela. Evlerden ırak…

Ya da bi beyin fırtınası esnasında problem kök nedeni araştırırken sınıflamada fikir türeten bi arkadaşım dedi. Bence girmezdi o ayrı.

Onu geçtim gibi cümleler var.

Yani biraz dikkat etsen konuşulanlara, dışarıdan biriymişçesine yaklaşsan akşama kadar gülersin.
Ayrıca buradan bu blog aracılığıyla, bana stajyer olarak ya da proje oluşturmak için gelen tüm öğrencilere sesleniyorum : tüm bu terimleri size söylememdeki neden, sırıtmanızı engelleyip engelleyemeyeceğinizi görmek istememdi.

Neyse, hepinizi yıl sonuna kadar çay içmeye beklerim, sonuçta sanayi misafirperverdir, anaçtır.
San’ayi ve san’ayicinin dostu horoyinden geliyor o zaman :

13 Ekim 2009 tarihinde sosyomat için yazılmıştır.

HÜZÜN, KIRMIZI, OROSPU, KANIKSAMAK

Çok tutan blog yazmak istediğim için bazı bloglardan feyz aldım.

Kendimde de o ışığı gördüğüm için, taklit demeyelim de, esinlendiğim birkaç bloga benzer bir şeyler yazacağım.

Yalnız o değil de nasıl tuhaf bir insansam artık, bazen bazı insanların kafasını ısırmak istiyorum. (Yoo dostum yoo, fetiş değilim lütfen ekranınızın ayarlarıyla oynamayın.) Özellikle trafikteyken, saçma hareketler yaparak keskin zekalı olduğunu dünyaya ölümcül kaza riskleriyle anlatmaya çalışan şoförlerin kafalarını ısırmak istiyorum. Araçtan inip sakin adımlarla yanına gidip, elimle daireler çizmek suretiyle camı indirmesini rica edip, camdan içeri kafamı yeterli mesafeye kadar sokarak kafasını ısırıp aynı sakinlikle gelip aracıma binip uzaklaşmak istiyorum.

(Canım lütfen kapatma blogu, birazdan hüzünden, sarı sonbaharlardan falan bahsedeceğim, ama daha o kısma gelmedik.)

Bir de ev pislenmesin diye olay yeri inceleme ekiplerinin giydiği tulumlardan satın almak istiyorum ben. Yalnız yaşıyorum ve sürekli temizlik yapıyorum, hak reva değil, nerede satıldığını bilip de söylemeyenin ayak serçe parmağı masaya çarpsın. Viledanın tasarımcılarından da bir ricam olacak: Saç tellerini sürükleyen değil de viledanın içine alıp suya sokunca suya bırakan yeni bir tasarım yapmanız mümkün müdür acaba ? Eğer mümkün değilse gidip saçlarımı sıfıra vurdurmayı düşünüyorum da. Berberlerde böyle bir kavram var mı onu da merak ediyorum. Berberlere de soralım hazır soru cevap platformu oluşturmuşken : Ağbi (tasarımcıyla konuştuğumuz kadar kibar olmak zorunda değiliz, berber içimizden biri en nihayetinde) hiç gelip de “sıfıra vurun” diyen oluyor mu ? Oluyorsa bu isteğe karşılık nasıl çirkin meslek grubu cevapları geliştirdiniz ? “Şimdi hiç vurmayalım ne günahı var zavallı rakamın ya ehe he ehe” diyen meslektaşlarınız var mı ? Oldu teşekkürler.

(Ağlarken gece kollarımda, ben seni düşünüyor ve sensizliğin eğreti sessizliğini düşüncelerimdeki umutsuzlukla kol kola dans ederek kanıksıyordum. Nasıl ama ? Harika giriş yaptım değil mi ? Kapatma bak, fazlasını vaat ediyorum.)

Evlenenlere de ayar oluyorum zaten. Bir gün nikah dairesine gidip koşarak içeri girerek “ Durun ! Siz evlenemezsiniz ! Daha çok gençsiniz !” demek istiyorum. Gerçi evlenenlere uyuz olmam da kedinin ciğerle olan ilişkisine de benzemiyor değil ama sonuçta okulu bitiren de oyunda yeni level açılmış gibi de iştahla gidip evlenmesin arkadaş. Düğün var diye ben kilometrelerce yol yapmak, yeni kıyafetler almak/var olan kıyafetlerden uygununu seçmek, altın almak, “Ay darısı başına kızım!” kisvesi altında ezilmek vs. zorunda değilim. Zaten evlenemezsem en çok o taktığım altınların geri dönmemesine üzüleceğim. Tek tek belki çok sarsan bir şey değil ama 25 arkadaşın evlense şu anki altın fiyatlarına göre 2.500 lira yapıyor. 2.500 lirayla bir ömür geçinen aile var arkadaş.

(Orospu lalelerle hüzün kokan papatyalar dökerim yollarına, sen gieeeh arkadaş, içim çekildi resmen. Ne içiyorsunuz söyleyin ben de ondan içeyim.)

(Ya da söylemeyin vaz geçtim, ağlamalı blog yazmak için gidip bir sevgili bulayım da kendimi terk ettireyim.)

(Hayır o bir şey değil, hayat da üstüme üstüme gelmiyor.)

Öf parantezin içi de sıcak oldu.

Son olarak “site güvenliği” müessesesine de bok atayım da blogu kimse ağlamadan kapatalım: Sitenin sözüm ona güvenliği var, ve ben bir şey sormak için yaklaşık bir hafta kendilerini bulamadım. Bu adamlar keskin nişancı değilse bizleri nasıl koruyorlar merak etmiyor değilim, zira apartmanları izleyen kameraların görüntülendiği bilgisayar, benim 1 hafta boyunca girip çıkıp inle cinle selamlaştığım güvenlik kabininde duruyor.

(Dalgalarla bütünleştim yine, ne de güzel orospu hüzün kanıksardım seninle, kırmızı deniz yeşil yumurtalarla dans ederken…)

(Yandı devreler)

04 Nisan 2010 tarihinde sosyomat için yazılmıştır.